yeni birşeyler yapmak lazım…
ayakkabılarımı değiştirmeli, kendime yeni renkler yakıştırmalı ve başka kapılardan çıkmalıyım
hava ısındı, şöyle fiyakalı bir şapka geçirmeli başıma; aylardır beklediğim güneşten sakınmak için
bir de kış boyu dahi çıkarmaya cesaret edemediğim kara gözlüklerimi takmalıyım, alışkanlık deyip
enfes bir yemekle damak tadımda değişiklik yapmalı, salatalardan çoban’ı masaya yerleştirmeliyim
sevinmek için uzun vadeli gemi yolculuklarına çıkma hayâli yerine, kağıttan uçaklarla yetinmeliyim
‘ben bir bulut, bir at, bir tenis kortu, bir fabrika, bir resim atolyesi, bir hazine… istiyorum’
imkansızlığından kendimi çekip çıkarmalıyım
‘aman da aman, ne kadar da büyümüş’ sözlerini duymayalı yıllar olduğundan,
artık yaşlandığımı bile kabullenmeliyim
neyin kötü, neyin iyi olduğunun insanlara göre değil, hiç değişmeyen ölçülere göre belirlendiğini
yetmedi bin kere kendi kendime temrin etmeliyim
‘ılık bir yaz yağmuru gibi mi?’ diyorsunuz,
ben de, ‘her renginden istiyorum’ diye karşılık veriyorum; ‘nasıl yani?’
şaşkınlığınızdan, inancınızda yaz yağmurlarının rengi olmadığını kabullenmeliyim
yeni birşeyler yapmak lazım…
başka bir eve taşınmalı, başka başka koltuklara oturmalı, başka başka çiçekleri sulamalıyım
apartmanın sokağı değişmeli, girişi… dairemin katı, numarası, yönü…
‘ne kadar da şıksınız bugün’ sözlerini duymazdan gelip şık olmamak için harcadığım enerjiyi yeniden toplamalıyım
bakın dolunay ne de güzel ışık saçıyor, bakın dost olmadan işte böyle yaşanıyor,
bakın hatırlanmayışınızın çok yılının saçlarınıza ektiği beyazlar bir bir çoğalıyor,
bakın hayallerinizde geleceğe dair gerçeklerden çok masalsı kahramanlar yer ediniyor,
bakın her geçen gün isteksizliğiniz iniş aşağı koşar gibi hızlanıyor,
bakın zamanla ne de az düşünür oluyoruz, sanki birileri ‘zamanla az düşünün’ diye ısrar ediyor,
bakın bakın… iyi bakın hepsi gökyüzüne asılı defter sayfalarında yazıyor,
hep beraber okuyalım: “Her sabah aynı kahvaltı sofrasını hazırlayıp başına geçen sen, sıcak çayını yudumlarken bir yandan da sabah haberlerini izliyorsun. Her şeye sessiz kalışın yanında senin dilini konuşan birisinin olmayışı tabiî. İçinden kim bilir, hızı saatte neredeyse üç-yüz kilometreye varan cümleler kuruyorsundur. Kapalı pencerelerin ve kapıların ardındaki insanların bu hızlı cümlelerin varlığından haberinin olması imkansız elbet, lakin sen konuşmayı unutmamak için en azından bu cümlelerin hızı kaç kilometre olursa olsun kurulması gerektiğinin bilincindesin. Durabilmek için… dayanabilmek için… yılmamak için… sürprizlere karşı hazırlıklı olabilmek için…”
yeni birşeyler yapmak lazım…
açmalı sineyi en genişinden her can taşıyana
‘gel’ demeli, ‘gel de sende demleneyim, hatırlat bana ne olduğumu’
bir hiç
bir sabun köpüğü
bir karpuz çekirdeği
bir fiyonk
bir nun, bir vav…
açmalı sineyi açmalı, en başta kendime
Devami